Alevilerin her yılın Ocak ayında geleneksel olarak kutladığı Ras es- Seni ve Kıddes Bayramları hakkında yaptığı açıklamayla 7000 yıllık geçmişiyle tarihçesinin yanısıra anlam ve önemini anlatarak önemli bir bilgilendirmede bulundu.
Asi-Der başkanı Tevfik Usluoğlu’nun uzun araştırmalar sonucunda Ras es- Seni ve Kıddes Bayramları‘nın doğuşu, ilk günden günümüze nasıl kutlandığı, ne anlam içerdiği hakkında derlediği bilgileri güncelleştirerek son haliyle vatandaşların bilgilenmesine yardımcı oldu.

Haber sitemize bölümler halinde Ras es- Seni ve Kıddes Bayramları hakkında yaptığı açıklamanan ilk bölümü şöyle:
Ras es- Seni ve Kıddes Bayramları (1)
“ Hakikati; kişilerin söyleminden bakarak öğrenme;
Hakikati öğren;
Hakikat üzerine konuşulanlarıda öğrenirsin.”
Hz. Ali
Bugün , Uygarlığı Bayram yapan bir halkın, 7000 yıllık bir tarihsel birikimin, hafızanın dışa vurumudur.
Bugün öfkenin, ateşin zulme karşı harlandığı, umudun büyütüldüğü gündür.
Bugün umudumuzu hep birlikte yeni bir yıla taşıyacağımız, yemeğimizi, geleneklerimizi, eğlencemizi, hüznümüzü, müziğimizi ve söylencelerimizi paylaşarak; sevgiyi büyüteceğimiz, birbirimize kenetlenerek, kendimizi, toplumumuzu yeniden inşaa edeceğimiz gündür…
Bugün, muhabbet ve kardeşliği samimi duygularla teçlandıracağımız, yeryüzü sofrasında birlikte bağdaş kuracağımız gündür.
Bugün, Kadim Antakya Ruhu ve Asi’nin direngenliği ile Alevilerin Sünnilere, Musevi ve Mesihilere daha çok sarılacağı gündür.
Bugün Ugarit’in bıraktığı miras ile, Fenike’nin, Aramilerin, Asurların, Babil ve Sümerlerin birikiminin Hamdani Devletinde vucut bulmasıdır.
Bugün tahir toprakların, bereketin insan ile bağı; yaşamın devriyesi, toprağın kokusu ve uygarlık üretmenin günüdür.
Bugün Arab’ın Türk’e, Kürd’e, Fars’a daha çok sarılacağı ve bölgemizde yürütülen kanlı oyunlara karşı “ Yaşasın Halkların Eşitliği” diyeceği gündür….
Bugün, Alevileri kanı üzerinden yürütülen “ Küresel ve Bölgesel Pazarlıklara Karşı” , “ Aleviler Susarsa, Ortadoğu düşünmeyi unutur” diyeceğimiz gündür…
Bugün, toplum mühendisliği yapan güçlerin; gözlerini toprak bile doyurmayan, tekelci hegomonyada zirve yapmış, karanlık zihniyeti tüm dünyaya musallat etmek isteyen, daha çok elde etmek için haydutça hareket eden, hiç bir insani değeri tanımayan, her türlü değeri, hukuku ayaklar altına almış, fuhuş, uyuşturucu, kumar, pornografi, yalan, talan, kumpas, her türlü zehri salgılayan, medyayı meşruluk için kullanan; güçlü olan ezer, istediğini alır zihniyetinin hakim olması için milyarlar harcamaktan çekinmeyen zifiri karanlık bir aklın; sistematik olarak birlikte yaşama, çoğulculuğa ve insan onuruna dayalı bir geleceğe karşı, demografik homojenleştirme, tek tipleştirme ile dinsel ve etnik guruplar üzerinden düşmanlaştırma yöntemi ile ortak bir geleceğin inşaasını engellemeye yönelik çabalara, BOP ve YDD’ye Karşı ilerici değerlerin, büyük insanlığın değerlerinin öne çıkarılması ve bayraklaştırıması gerektiği gündür.
Bugün, tanınma adaletinin gerçekleşmesi, güvenliğin sağlanması, herkesin refah içinde yaşaması için; adil, eşit, özgür, ekolojik bir bölge ve Küresel Çapta dünyayı daha çok tahayül edeceğimiz gündür.
Bugün yaşam döngüsünün içinde Allahın dünyayı ve yaşamı yaratığı birinci günmüş gibi kabul edip, 6. günde insanlığın yaptığı tüm günahları reddetmek ve bundan arınmak için Kıddes/ Ğıttas günü suya girip ardından, hep beraber halaya duracığımız günün miladıdır..
Bu ruh ve temennilerle; İnsana insanlık erdemiyle sahip çıkarak, insanlığın ürettiği tüm değerleri sahiplenerek, Ras es- Seni Bayramlarınızı Kutlarım..!
14 Ocak’ta ( Kanun- i Sani’nin 1. Ve Rumi- Şemsi takvime göre yılın ilk günü- 1447 yılı) kutladığımız Ras es- Seni Bayramı ve 19 Ocak’ta kutladığımız Kıddes ( Rumi- Şems’i takvime göre yılın 6. Günü) bayramıdır. Her iki bayram, Mezopotamya ( Beyt Nahreyn) ve Syrıan/ Assyrıa bölgesinin tamamının bayramı olarak ortaya çıkmıştır. Bu bölge, Basra körfezinden başlayıp, sırtını Zağros dağlarına veren, ordan Torosların eteklerinden Doğu Akdeniz Kıyısı boyunca uzanıp Nil’in derinliklerine inen, bir ismi ile de verimli Hilal yada Hilal el- Hasibi olarak bilinen yer, evrensel tarihin omurgasını teşkil eder.
Bu bölgenin köklü halklarından biri olan ve uygarlık mirasının her aşamasını kültürel dokusunda taşıyan Arap Aleviler, 7 Doruk ( yedi temel uygarlık olarak bunu anlayalım) algısı ile insanlık birimini sahiplenmektedir.
Aleviler, Hay’dan gelip Hu’ya gittiklerini kabul ederler. Bu algı, insanın, inancın ve kültürel birikimin belirli bir tarihsel kesitle sınırlandırılamayacağını; tam tersine her dönemin özgünlüğüne bağlı olarak, yeni bir toplumsal sistemin ortaya çıktığını söyleye biliriz. Bu söylemin Sosyolojik teorilerde karşılığı çoktur. Ancak bunu biz burdan toplumsal evrim teorisiyle açıklarsak yerinde olur.
Nitekim Alevilerin en önemli şahsiyetlerinden ve Şeyh el- Din olarak kabul edilen Hasibi : ” Akıl süzgecinden geçmeyen hiç bir şey, şer-i olamaz.” demektedir. Meseleye bilimsel verilerle yaklaştığımızda, Hasibi’nin bu yaklaşımı yaşadığı dönem açısından devrim niteliğindedir.
Bu yazdıklarım, hiç bir milliyetçi reflekse kapılmadan, tarihin yeniden tasarlanması gerektiği kanaatimden oluşmaktadır. Bu gelenekselden geleceğe sürdürülebilir bir kimlik tasarımını getirebilecek temel yollardan biridir.
Tarihi yeniden düşünürken, iktidarın tarihinin dışına çıkarak, çok uluslu kapitalizm ve kültürel türdeşleşme ile tüketim kültürünü sorgulayarak, bugünkü uygarlığın ahlaki bunalımlarını da göz önüne almak gerekir.
Çöken bir uygarlığın karşısına neyi ve nasıl koyacağımızı düşünmek; yeni kurum ve değerlerin toplumsal evrimle ortaya çıkmasına ve uygarlık birikimini sentezleyerek gelecek toplum tasarısına katkı sunma gayreti içinde olmamızı sağlar.
Bu satırlardan sonra tarihsel doğruları tespit edebilmemiz için dört ana temel noktayı derinlemesine araştırmamız gerektiği kanısındayım:
1) Emevi ve Abbasiler dönemi ağırlıklı İslam adına uydurulan hikaye ve tasarıları sorgulamak
2) Alevilerin Yavuz katliam’ı ile travma ve toplu bir medeniyet kaybı yaşamaları meselesinin sorgulanması
3) Suriyede 14 yılda gerçekleştirilen Alevi katliamlarına ve Mart 2025’te SOYKIRIM’a dönüşen barbarlığa karşı yeni bir akıl, felsefe, siyaset ve örgütlenme modelinin ortaya konması ile “ Suriye savaşı Alevilerin sınavı olduğu tezinin”, Alevi toplumunun sürdürülebilir kılınması ve tanınma adaletinin sağlanması
4) 1900’lü yıllarla başlayan ulus yapma projeleri kapsamında ortaya atılan “tarih tezleri” ve etkisi
5) Modernleşme, Post- Modernleşme ve Emperyalizm’in Globalleşmesi ile toplumsal dinamiklere etkisi
6) Hafıza- Bellek çalışmaları ile kimlik- şahsiyet kaybı yaşayan toplumun yeniden özgüveninin sağlanma çalışmaları
Bunun dışında, işçi göçü- kültürel edinim ve kültürel değerlere ulaşıla bilirlik ile siyasetin ideolojik müdahaleleri sonucunda kültürün ve demokrasinin bunalımı ele alınmalıdır..!
Aleviler açısından: “ Aleviler kendi iradesini örgütlemelidir. Bunu dümdüz Alevi olanlar üzerinden yapmalı, siyasiler ve siyasetler kendine Alevilerden taraftar elde etmek yerine; Alevilerin kendi iradesini örgütlemeleri için katkı sunmalıdırlar.
Bu açıdan, Dünya Alevi Kurultayı ve Kongresi gerçekleştirilmelidir.
Bu sorgulamalar yapılırken, Kültürel üretimin görünümünü artırmak, yaratıcı beyin göçünün önüne geçerek, koordinasyon komiteleri oluşturmak, kültürel ve sözlü tarih çalışmaları ile yereli kayıt altına almak hedeflenmelidir.
Burdan da “demokratik toplum, sürdürüle bilir kimlik, dayanıklılık ve ekolojik kent hedeflenerek, tarih yeniden harekete geçirilmelidir.
Bu yapılırsa ” bireyden topluma bunalım aşılarak, mutluluk resmî çizile bilir” ve ” Toplum Yeniden Kurulabilir”.
Bu satırlardan sonra konunun özüne dönecek olursak, meselenin özü, Arami- Asuri- Keldani- Arap Halklarında yatar. Tespit edebildiğim kadarı ile herşey Aramilerin “ Tarım Bayramı” ile başlar. Fenikenin, Ugarit’in mirasını taşır ve bir halkın toprak, vatan, üretim ve uygarlık ile olan bağını açıklar.
Akitu ( Akito) bu başlangıcın diğer adıdır. Akitu, 7000 yıl önce Babil’ler tarafından yeni yıl kutlaması olarak ortaya çıkarılmıştır. Nisan’da yeni gün, yeni başlangıç, baharın gelişi, doğanın yeniden dirilişi, karanlığın yerine aydınlığın- bereketin ortaya çıkışı ile anlamlandırılır.
Nitekim Aramice konuşan tüm bölgede bu bayramı ” Tarım/ Zi̇raat bayramı olarak kutlamıştır.
Bugün Süryani Halkı, 1 Nisan’da Akitu Bayramını kutlar. Akitu, İlahın suretinin taşınarak, su kenarında yer alan mabede bu suretin götürülüp orda dini ritüellerin yanısıra, kutlama ve şenliklerin tertip edilmesi anlamına gelmektedir. Bu ritüel, “Akitu sineynem” olarakta bilinir.
Bu kutlama bir boyutuyla Temmuz ( Demmuz) ‘un ölümden yeniden canlandığını ifade eden doğada çiçeklerin ve yeşilliğin tüm insanlığa ferah, bereket ve mutluluk getirmesi adına bir bayram olarakta bilinir.
Bu bayram Fenikeliler’de ” ümmü zülüf ( zülüflü) lakaplı İştar’a adanmıştı. İştar, doğanın anası, bereketin, güzelliğin, doğumun, sabah ve gece yıldızlarının tanrıçasıydı. Suriye’de Alevi toplumunda ” Al Ayn Ümmü Zülüf” ve ” Zülüf Mavlaya” şarkıları hala söylenir.
MÖ. 1450-1195 tarihleri arasında Lazkiye’nin Ras Şımra bölgesinde, bir ticaret kenti olan Ugarit döneminde, ” kuz-li ” şeklinde iki kelimenin kullanımı ve ” İlahın Dönüşü” anlamına gelen bugün bizlerin ” Kuzelle” olarak kullandığımız kelimenin ortaya çıktığı ve bereket tanrısı ” Baal’ın”, kuraklığı yok etmesi adına kutlandığı şeklinde de tarihe geçmiştir.
Suriyeli tarih bilimci Haydar Naise ise, ” kuz- li” kelimesinin Arami dilinde ” yeni başlangıç ” anlamına geldiğini belirtmiştir. Bu iki kelime zamanla evrimleşerek, ” kuzelle/ kuvve- zelle / el kuvve zilliya” olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu şekliyle, mutlak olarak küfrün zelil olması, Hakkın zafer kazanması anlamında kullanılmıştır. Bir başka yaklaşımda, ” kavzele- kavzelet- kizlet- kezzela-kuzellet” şeklinde ve ateşin harlanma anı yada ateşin harlanması anlamında da kullanılmaktadır.
Bir diğer tanımlama ise, Kalendes’tir.
Kalendes, Hz. Musa’nın Tur dağında kutsal ateşi görmesi; kutsal ateşten Rabbin sesini işiten Hz. Musa’nın o cesaret ile Firavunu yendiği anı ifade eder.
Nitekim Arapçada Ras, İbranice’de Raş, Roş baş demektir.
Hesni, Hasna Arapça’da ve Haşana, Hoşana İbranicede iyilik yapma, yenilenme, düzeltme, topluluğun ortak hayrı manasındadır.
Sonuca gelecek olursak:
Bu kutlama Roma’nın bölgemizde egemen olması ve Hıristiyanlığın ortaya çıkışıyla yeni bir şekil almıştır.
Romanın bölgeye Julyen ( Rumi- Şemsi ) takvimini dayatması ile kutlamalar Nisan’dan Ocak’a kaymıştır ( MÖ. 100-44 yılları arasında hüküm süren Jul Sezar’tarafından MÖ. 46’da Julyen takvimine geçilmiş ve son halini İmparator Agustus vermiştir.)
Hıristiyanlığın Kadıköy ve İznik konsülleriyle aldığı kararlar kapsamında ortaya çıkan değişikliğe tabi olanlar ” Melkit- Melekit- Kral taraftarı” olarak anıldılar. Bunun dışında kalan Süryaniler, kutlamalarını Nisan’da yapmaya devam ettiler. Rum Ortodokslar ise Ocak’a kutlamalarını taşıdılar. Roma’dan dolayı bahsi geçen takvim Rum’i ( Şark-i) Şems’i takvim olarak anılır.
1564 yılında ise Fransız Kralı’nın kabulü ile 13. Papa Gregory ( 1538-1612) Gregoryen takvimi dayatınca, Hz. İsa’nın doğumunu başlangıç olarak kabul eden takvim ile yılbaşı 1 Ocak’a taşındı. Bugün dünyanın kullandığı takvim ve 31 Aralık kutlaması bu şekilde orta çıkmıştır.
Rumi- Şems’i yılbaşı ritüelleri uygulaması ile hala Ortodoks toplumların bir bölümünde kutlanmaktadır. Bu kutlamalar: Kalandar, Calandrier, Kalandarya, Kalanta ( Yunan), Kalantaris ( Rum), Kalandefota ( Pontus) olarak adlandırılmaktadır.
Türkiye’de Sakarya Akyazı, Trabzon Maçka, Yomra ve Çaykara, Rize, Düzce, Adapazarı ve Artvin’in kimi bölgelerinde kutlamaktalar. Bu anlamda Karadeniz Halkları geçmişten bu güne bu kutlamayı taşımışlardır. Bu kutlama Abhaz, Rum ve Gürcülerde mevcuttur. 13 Ocak’ı 14 Ocak’a bağlayan gece çeşitli şenlik ve tarihi ritüellerle bu kutlama gerçekleştirilerek günümüze kadar gelmiştir.
Devam edecek…!”
Başkan Usluoğlu, Ras es- Seni ve Kıddes Bayramları hakkındaki açıklamasının ilk bölümünün sonuna ise şu notu düşüyor:
Not: Bu yazı 14 Ocak 2023 ta yapılan Ras es Seni/ Kuzelle için hazırlanmış ve farklı basın yayın organlarında yayınlanmıştır. Şimdiki hali ise güncellenerek takdirlerinize sunulmuştur( Miladi 2026 yılı- Rumi- Şemsi 1447 yılına tekabül eder.).
